• USD  5,70
  • EURO  6,36
  • BORSA  102.556,15
  • ALTIN  260,64
SON DAKİKA
Düzen değişir belki ama...

Necmi Hatipoğlu nhatipoglu55@gmail.com

Düzen değişir belki ama...

04 Temmuz 2019 16:35

Peki bir insan, on lira kazanacağı bir işe girebilmek için neden yüz lira harcar ki?


Zaman zaman yüksek sesle söylerim; Türkiye’de siyaset kişisel zenginleşme aracıdır diye…

Etrafınıza bir bakın veya hafızanızı şöyle bir tarayın bakalım, siyasete girdikten sonra zenginleşmeyen bir siyasetçi tanıdığınız var mı acaba?

Uğraşmayın, bulamazsınız, belki (o da son derece istisnai bir vak’a olarak) bir kişi bulursunuz…

Hoş bulsanız ne olacak ki? Yardım kampanyasıyla siyasette kaybettiklerini yerine mi koyacaksınız? Olmaz o iş…

Bu neviden siyasetçilere de aptal denir çoğunlukla…
Bir insan, her hangi bir siyasi makama aday adayı olmak için partisine neden binlerce lira para yatırır?

Aday gösterilirse, seçilebilmek için neden yüz binlerce, hatta milyonlarca lira para harcar?

Millete Hizmet aşkı için mi sahiden?

Milletvekilleri ortalama 22 bin lira maaş alıyor, belediye başkanlarının da 10 bin ile 20 bin lira arasında değişen maaşları vardır. Belediye meclisi üyeleri ise oturum başına 180-240 lira arasında değişen huzur hakkı alırlar. En yoğun çalışan İstanbul Büyükşehir Belediye Meclisi’nde üye olan bir siyasetçinin aylık eline geçecek para taş çatlasa 3 bin lirayı bulmaz. Üstelik buna komisyon toplantıları da dâhildir!

Neredeyse 35 yıldır gazetecilik yapıyorum. Siyasette olmak isteyenlerin seçim dönemlerinde ne paralar harcadığını çok iyi bilirim. Ayrıca hasbelkader bir siyasi partinin de Basın Müşavirliği görevini yürütmüş bir gazeteci olarak, bu işlerde dönen paraları telaffuz etmeye dilim varmaz. Arada yedirilen avantaları söylemiyorum bile!

Peki bir insan, on lira kazanacağı bir işe girebilmek için neden yüz lira harcar ki?

Cevap yazının girişindeki cümlede saklı aslında; Türkiye’de siyaset kişisel zenginleşme aracıdır da ondan!

Elbette siyaset yapan herkesi bu kefeye koyamayız. İçlerinde hakikaten hizmet aşkıyla yanan insanlar yok değil ama binlik dilimde ancak bir tanesi böyledir. Geri kalanların hepsi, bir koyup beş kazanmanın yolunun siyasetten geçtiğini bilir ve bu yüzden on lira resmi kazancı olan bir işe yüz lira para harcayıp makam sahibi olmak ister.

Neyse, siyaset gibi milleti yakından ilgilendiren bir müesseseyi topyekun mahkum etmeyelim ve bu bahsi kapatıp, çok daha önemli bir konuya parmak basalım kısaca…

31 Mart Seçimlerinde muhalefet adaylarının ortak söylemi neydi?
Vurgun düzeni son bulacak, israfın önüne geçilecek, yolsuzlukla mücadele edilecek…

Neredeyse üç ayı geçti 31 Mart’ın üzerinden, onlarca haber okudunuz sağda solda, belediyelerde yapılan vurgunların boyutlarını anlatan…

Peki hangisi hakkında bir işlem yapıldı? Kimler hakkında suç duyurusunda bulunuldu? Kaç kişi mahkemeye çıktı?
Hiç..!

Boşuna beklemeyin, hiç biri hakkında bir işlem yapılmaz! Göstermelik olarak bir iki bürokrat hakkında yasal işlem başlar, onların davaları da zaten zaman aşımına uğrar ve dosyalar kapanır gider…

Nereden mi biliyorum? Hafızam beni yanıltmıyorsa, her seçim öncesi vurgun, talan, yolsuzluk, usulsüzlük masallarını dinleriz ama bunlar yüzünden bir Allah’ın kulunu bilmeyiz hesap veren…

Mesela Samsun İlkadım Belediyesi ve Atakum Belediye’lerindeki yolsuzluklara dair bir sürü haber yapıldı. Yeni başkanlar üç aydır maaş ödeyemiyor, kasaları resmen boşaltılmış. Buna rağmen, bu belediyelerde kimler hakkında hangi yasal işlem yapılmış ki, bundan sonra başka belediyelerde de yapılsın?

Yazılarımda mümkün olduğunca sizlere doğruları göstermeye çabalıyorum, zihninizi laf ebeliği yaparak bulandırmak yerine, gerçekleri göstererek üzerinizde şok etkisi yarattığımı da biliyorum ama maalesef memleketimde siyaset, kişisel zenginleşme aracı olarak kabul gördüğü müddetçe bu sistem değişmez.

Giden ağam, gelen paşam olur, ben hesap sorarsam benden de sorarlar endişesiyle kimse kimseden hesap sormaz!

Yani düzen değişir belki ama üzülen hep aynı kalır…