• USD  5,81
  • EURO  6,43
  • BORSA  109.003,85
  • ALTIN  273,35
SON DAKİKA
 Dünyanın iki ucunu birleştiren bir barış hikayesi

Semra Topçu semra_tv@yahoo.com

Dünyanın iki ucunu birleştiren bir barış hikayesi

01 Eylül 2019 15:52

Sonbaharın ilk ayı, kimine göre hüznün temsilcisi Eylül geldi. Gelişi yine barış temennileri ile oldu. Dünyanın bir ucundan Amerika’dan kalkıp, diğer ucu Sudan’a giden bir hemşireden bahseden haberlerle geldi Eylül, barış rüzgarıyla…


Hikaye çok çarpıcı. Adeta filmlere konu olacak türden. Hikayenin baş kahramanı Amerikalı bir hemşire. 15 yıl önce Amerika kıtasında, dünyanın en güçlü ve en kıyıcı ülkelerinden biri olan Amerika Birleşik Devletleri’nin yurttaşı hemşire Mary Jo Frawley, dünyanın en fakir bölgelerinden Afrika kıtasında iç savaş yaşayan ülkelerden biri olan Sudan’da bir çocuğun hayatını kurtardı, başka birçok insanla birlikte.

Independent Türkçe'de yayınlanan habere göre, onbeş yıl önce iki yaşındayken bacağından yaralı Ömer’i, hemşire Mary Jo’ya annesi getirmişti. Bacağında halen yara izini taşıyarak bir göçmen teknesinde yine Hemşire Mary Jo ile karşılaşan Ömer, hikayeyi annesinden dinlemişti.

Mary Jo ve Ömer’i buluşturan Libya’dan Akdeniz’e yola çıkan bir göçmen teknesiydi. Sınır Tanımayan Doktorlar (MSF) ve SOS Mediterranean örgütlerinin birlikte faaliyet yürüttüğü Ocean Viking gemisi, 9-12 Ağustos tarihlerinde Libya açıklarında dört göçmen teknesini kurtardı. Gemiye çıkarılan 356 göçmenden biri Darfur savaşı sırasında MSF hemşiresi Frawley’in tedavi ettiği ve bugün 17 yaşındaki Sudanlı Ömer’di. İşte hikayenin en ilginç kısmı da burası. O gemide inanılmaz bir tesadüf daha yaşandı. 

Yaşamını insanları yaşatmaya adayan hemşire Mary Jo, Sudan Darfur’da bir gecede ortalama 40-50 kişiyi tedavi ettiklerini, çok sayıda kişiye hizmet ettikleri hastaneyi ve bölge halkını arkalarında bırakmak zorunda kaldıklarını da anlattı. Çünkü kendisi de tehdit altındaydı. O gemide bulunan bir diğer yolcu ise hemşire Mary Jo’nun hayatını kurtaran bir Sudanlı’nın oğluydu. 

Bu mucizevi rastlantı Mary Jo’nun hayatta kalma öyküsünü ortaya çıkardı. Hemşire Mary Jo, o günlerde savaş suçları işlemekle suçlanan Cancavit adlı milisler tarafından öldürülmekten son anda kurtarılmıştı. Afrika’nın kuş uçmaz kervan geçmez bölgesinde 10-12 kişiyle cerrahi müdahaleler yaparak insanları yaşatmaya çalışan hemşire ve arkadaşlarına “Tehlikede olduklarını, gitmeleri gerektiğini, hükümetin kendilerini kovmak istediğini” söyleyen Sudanlı maalesef onları kurtarırken kendi hayatından olmuştu. 

İşte o Sudanlı’nın oğlu Abdurrahman da o göçmen teknesindeydi. İç savaş sırasında 7 yaşında olan Abdurrahman, babasının sağlık ekibini uyarmasının hemen sonrasında milislerin köylerini bastığını, babasının gözleri önünde öldürüldüğünü ve annesiyle kendisinin kaçmayı başardığını anlattı. 

Ne hazin… Şimdi bu üç kişi bu kez dünyanın bir başka trajik gerçekliğinde bir göçmen teknesinde buluştu. Çünkü dünyanın ezilenlerin yeni adresi, ölüm tekneleri. Aynı şekilde ezenlerin arasında yaşayamayarak, onları onaylamadığını göstererek ve “başka türlü bir dünya” hayali ile ezilenleri kurtarmaya çalışanların da… 

Kim ne derse desin, devletler maalesef başka devletlerin topraklarında çatışmaları başlatabiliyor, hatta besleyebiliyor. ABD’nin bu anlamda eli son derece kirli. Ancak görüldüğü gibi Amerikalı bir hemşire tercihini barıştan yana koyup, yıllarını bu uğurda verebiliyor. 

Yurttaşı olduğu devletin tercihinin tam tersine başka türlü bir dünyanın mümkün olduğunu kanıtlıyor. Devletlerin başka ülkeler üzerinde savaşı körükleyen eylemlerde bulunmasına itiraz etmek de, böylesi çatışma ortamlarında bile olsa yaşatmak ve barış için çalışmak da insanlık görevi!  

Ancak Anadolu coğrafyasında insan olmak, insanca yaşamak ve insan haklarını herkes için savunmak zor. Bu coğrafyada “ama”lı cümleler maalesef o kadar çok ki... İsviçre’de yaşıyor olsam, Avrupa’yı düşünerek böyle bir cümleyi kurmazdım. Dünyanın sorunlu bölgelerini düşünerek, insan olmanın erdemini vurgulayan kelimeleri ard arda sıralardım herhalde. Mutlaka Ortadoğu’yu, içinde de Suriye ve Türkiye’yi vurgular, yanlışlara dikkat çeker, temennilerimi dile getirirdim. 

Oysa Türkiye’de yaşıyorum, Türkiye Cumhuriyeti yurttaşı ve bir kadınım. Ülkemde “ama”sız barış mesajı vermenin güçlüğünü yaşıyorum. Çünkü benim cümlelerimin altına biliyorum ki, biri terör diyecek, diğeri Kürt siyaseti…

Biri Suriyelilere yazık diyecek, diğeri en hafifinden gitsinler...

Biri din özgürlüğü diyecek, diğeri yaşam hakkı tanımam… 

Biri yaşam hakkım diyecek, diğeri benim toprağım.  

Büyük devletler, üzerinde yaşayan insanları önemsemeden toprakları hakkında ölümlü projeler uygulamaya sokarken, parçalanma korkuları artıyor. Ülkemdeki yöneticiler ise farkında olarak ya da olmayarak inanç merkezlerini bile siyasete alet edip insanları ötekileştirmeye devam ediyor. 

Yine de dünya barış gününüz “ama”sız kutlu olsun.