• USD  5,70
  • EURO  6,37
  • BORSA  102.556,15
  • ALTIN  260,64
SON DAKİKA
Şume teyzenin hazin öyküsü

Enis Ersoy enis.ersoy@hotmail.com

Şume teyzenin hazin öyküsü

07 Temmuz 2019 16:36

"Kimi yutmaya gelir bu dünyaya, kimileri yutkunmaya" derler ya, işte bizim Şume teyzenin hikayesi ilk gruptakilerden. Komünist Arnavutluk'ta inşaatlarda çalışan bir kadının, Türkiye'de parayı bulma öyküsü. Keyifli pazarlar...


Bölük pörçük hatırladığıma göre 7-8 yaşlarında olmalıyım. Yeni neredeyse 40 yıl önce…

Rahmetli Faize teyze vardı. Anneannemin ablası. Rumeli göçmenidir bizimkiler. Dedeler Selanik, annemin anne tarafı Yugoslavya, Ustrumca’dan. O zamanlar hepsi bizim topraklar..

Faize teyze gelinlik çağına gelir, talibi bir Arnavut’tur. Evlenirler, iki kızları olur. Ama mutluluğu yakalayamaz bizim Faize teyze. Ayrılırlar.

Kocası ters adamdır, eli de güçlüdür. Çünkü bir ömür Arnavutluk’u yöneten komünist lider Enver Hoca’nın kardeşidir. Çocuklarını göstermez Faize teyzeye. Zavallı kadıncağız çareyi Türkiye’ye gitmekte bulur. En azından kardeşleri oradadır.

Yalvar yakar Enver Hoca’dan izni kopartır, Türkiye’ye gelir. Yeniden evlenir, yuva kurar kendisine ama aklı çocuklarındadır. Yıllar var ki ne yüzlerini görebilmiş, ne bir haber alabilmiştir. Her dakika, her saniye dinmek bilmeyen evlat özlemi…

Faize teyze, ikinci kocasının ölümünden sonra, yaşlılıkla, hastalıklarla boğuşurken bir gece yarısı kapısı çalınır. Karşısnda “anne” diyen, çuvaldan bozma bir elbise içinde yaşlı, yıpranmış bir kadın vardır. Büyük kızı Seniha... Sahneyi, yaşanan duygu selini hayal gücünüze bırakıyorum…

Seniha teyze tek kelime Türkçe bilmiyordu. Sadece annesi ile anlaşabiliyordu. Faize teyzenin çevirdiğine göre, komünizm tüm Arnavutlar gibi onu da çok yıpratmıştı. İkinci dünya savaşı sonrasına gelen gençliğinde çalışmadığı iş kalmamıştı.

Enver Hoca’nın yeğeni olmak inşaatlarda çalışmaya engel değildi. Amca torpili ona sadece yıllar sonra ülkeden kaçması sırasında yaramıştı. Arnavutluk’tan bir folklor ekibinin Türkiye’ye geleceğini duyduğunda amcasına koşmuş, yalvarmış yakarmış sonunda bir görev uydurulup kafileye dahil edilmişti.

Türkiye’ye ayak basar basmaz da kirişi kırmıştı. Sanırım demir yumruklu lider Enver Hoca da bu gezinin firarla sonuçlanacağını bilerek o izni vermişti. Elli sene ülke yöneten adamın, yeğeni tarafından bu kadar kolay kandırabileceğini düşünmek zaten biraz saflık olur.

Bizlere çok tuhaf geliyordu Seniha teyze. Ömründe beyaz ekmek yememiş, peynir, zeytin, tereyağı reçeli bir arada görmemişti. O yıllarda bizde murat 124, bir başka teyzemde de Anadol olduğunu öğrenince dehşete düşmüştü. Bu nasıl bir zenginlikti?

Şnorkel takılabilen deniz gözlüğü boyutlarında, kalın, koyu renk camlı gözlükleri vardı. Zayıflıktan bir deri bir kemik kalmıştı. Yıllar sonra Gülse Birsel’in Yalan Dünya dizisindeki Vasfiye teyze tiplemesini görünce hemen aklıma Seniha Teyze gelmişti. Neredeyse bire bir aynısıydı.

Dedim ya o Türkçe bilmiyordu, bizimkiler Arnavutça. İletişim tek bir kelime üzerinden yürüyor. “şume bukum” Arnavutça “çok güzel” demekmiş. Seniha teyze acılarla geçen yılların ardından ne görse hayranlık içinde aynı şeyi söylüyor; “şume, şume, şume bukum…”

Bizim insanımız lakap takmayı pek sever. Sülale fertleri de geleneğin dışına çıkmadı, kısa sürede Seniha teyzenin adı “şume, şume” olarak ilan edildi.

Bizim Şume teyzenin yazısı, kara yazılmış bir kere. Kadıncağız yıllar sonra kavuştuğu annesine doyamadan Faize teyze öldü. Şume teyze yine kaldı bir başına.

Dil bilmez, yol bilmez Şume teyzenin yardımına akrabalar koştu. Annesinden kalan para ile ev kirası ödeyip, geçinmesi mümkün değildi. Birkaç gün bir teyze, birkaç gün diğer teyze derken baktılar bu şekilde olmayacak. Yapılacak en doğru şey kendisini evlendirmekti.

Sağa sola haber salındı, Arnavut komşular harekete geçirildi sonunda damat adayı Alsancak’taki Atatürk heykelinin arkasında yer alan Efes Oteli’nin kaldırımında bulundu.

Yıllar yılı o kaldırımda geleni geçeni tartan, temiz yüzlü yaşlı bir adam vardı. Herkesle selamlaşırdı. Adı Hasan’mış. Meğer o da Arnavut’muş. Karısı ölmüş, Balçova’da bir başına otururmuş.

Uzun bir çıkma dönemi falan yaşanmadı, tanıştılar, evlendiler. Belki de önce evlenip sonra tanışmışlardır, bilemem.

O yıllarda İzmir, neredeyse Hatay’la Güzelyalı’nın kesiştiği Poligon’da biterdi. Balçova yeni yeni apartmanların yükselmeye başladığı, tek katlı evlerin olduğu tenha bir bölgeydi. Şume teyzenin kocası Arnavut Hasan enişte de işte orada bahçesinde meyve ağaçları bulunan müstakil bir evde otururdu.

Sonunda Şume teyzenin de bir yuvası olmuştu. Ama anlattığım hayat çizgisinden tahmin edebileceğiniz üzere o da uzun sürmedi. Arnavut Hasan enişte, bir yıl geçmeden sizlere ömür…

Yeter artık dedirten hayat, Şume teyzeye büyük ikramiyeyi son anda verdi. Eşi, ölmeden önce bahçeli müstakil evini müteahhite vermek üzere anlaşma yapmış, şehrin hızla değerlenen bir bölgesinde paylarına 10 tane daire düşmüştü.

Şume teyze, komünist Arnavutluk’ta inşaatlarda fabrikalarda çalışarak geçen ömrünün sonunda hesap edemeyeceği kadar zengindi. 

Sonra ne mi oldu, Şume teyze inşaat bitmeden, sahibi olduğu daireleri göremeden öldü.

İşte böyle, kimileri yutmaya gelir bu dünyaya, kimileri yutkunmaya.

Not: Daireler, Arnavut Hasan eniştenin sağlığında yüzüne bile bakmayan yeğenlerine kaldı.

twitter/enisersoy35